Garanti Kom Te Re İki Tıka Bir Porsche

Garanti Kom Te Re İki Tıka Bir Porsche


 

“Garantili Yarınlar” diye bir hayat sigortası türü vardır. Açıklamasında da yazar: “En sık rastlanan hastalıklara yakalanma durumunda sizi ve sevdiklerinizi finansal güvence altına alır.” diye. Leyla ile Mecnun’un bir bölümünde İsmail Abi’nin sigortalı olunca kendini ölmeyecek sanması gibi bir yanılgı oluşturmak için harika bir pazarlama taktiği. Taktik maktik ama aynı zamanda bam bam bam da! Hakan Günday’ın yarattığı “Ölümsüzüm ben ölene kadar” klişesininin optimistliğiyle avlayan...

 

Öylesine çok seviyoruz ki içinde garanti geçen kelimeleri; kadere iman etmiş tarafımızı, meleklere olan inancımıza imrendirecek ölçüde seviyoruz hem de. Yurt dışından yarı yarıya ucuz da olsa, pek telefon almıyoruz mesela. Garantisi yok çünkü. Ya da alınan elektroniklerin bayi garantisinde mi yoksa genel müdürlük altında mı olup olmadığı epey bir önem arz ediyor alışveriş kararı esnasında. Ya da tüm bunlar yetmezse ek garanti paketiyle beş yıl ömrü olan eşyalara yedi yıl garanti de yaptırabiliyoruz fütursuzca.

 

Geceleyerek başarabileceğini sanan bir öğrenci ağzından çıkan “garanti üç yanlışım var” cümlesi mesela. Garantili yanlışlar... Yanlış çıkmazsa kat sayı iadesi alma hakkına sahipmiş gibi yapılan konuşmalar... “Hoca garanti buradan sorar” diye düşünerek çalışılan sınavlar, “Kazanacağının garantisi mi var, otur çalış.” şeklinde yenilmiş azarlar. Bunların hepsi garanti değil de bir ihtimal olamaz mıydı? Ya da garanti gibi görülen her şeyin birbirine bir pamuk ipliyle değil, teyellenmiş şekilde tutturulması öğle vakti güneşi gibi beynimize çarparken Ray-Ban aynalı aviator’lar işe yaramaz mıydı?

 

 

 

Sezen Aksu’nun Şanıma İnanma’sında geçer: “A ah fark edemiyorsun, a ah hissedemiyorsun garanticisin korkuyorsun” diye. Aynen ve kesinlikle. Sevgilisinin aşkı karşısında kendini aciz hisseden kadın, karşısındakinin garanticiliğini farkettikten sonra yakınmalara başlar. Evlilikten önce ölen aşkların, Allah gecinden versin dualarını hak eden sözleri işte... “Gerçeği gözden kaçıran yârim, eğriyi doğruyu şaşıran yârim.” derken Sezen de haksız mıydı yani canım sizce? Korkuyla idare edilen ve kötüye karşı ömür boyu garantili benliğimiz, gerçekleri perdelemekte ağır kadife bir kumaş gibi değil de ne?

 

Bu garantileme arzusu öyle derinlerde yetişmiş bir histir ki. Buna dayanarak çoğu kişi memurluğa doğru sürer atını. Sırtını bir yere yaslamanın verdiği huzur için giyilmiş önlükler ve boyun bağları… Bu bir tercihse ne ala ama küçük hesaplara dayalı bir takassa, işler değişir. Memurluk olmasa bile sigortanın verdiği huzur doğada dahi yok sonuçta. 17 yıl ağaç kökü emen bir ağustos böceğinin yeryüzüne çıkar çıkmaz üzerine basılmayacağına dair bir sözleşme gerçekleşmedi sürüngenlerle Yaradan arasında hala.

 

Bu rahatsız ediciliği fark edenlerin garantilemek yerine kullandıkları başka isimler de var aslında. “Kesinlikle” mesela. Bir durumun gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında tam olarak emin olma isteği. “Kesin olarak bitti mi?” diye sona eren ilişkilerin çalkalayıp dibine sıyırma içgüdüsü gibi bir şey bu. Yani tam anlamıyla iyi bir sonuç temennisiyle garantileme isteği olmasa da iyi ya da kötü bir şeyin güncel durumu hakkında %100 emin olma arzusu... Sonuç bilgisini garantilemekteki ısrarcılık bir nevi.

 

İnsanın eğitilmesiyle ortaya çıkmış ilkel ya da hayvani olmayan bu duygular, bazı insanların da ekmek kapısı aynı zamanda. Evet primitif arzular değil bunlar; ama kimse bu durumun sistematik bir delilik olmadığını da inkâr edemez.

 

O vahşi emin olma hissini ya da sonucu bilmenin hafifliğini tatmin eden şeylerden biri: İddia kuponları... Banko maçlar... Tahmin ettiğiniz maçların sonuçları garanti. Taraftarlar tarafından saha içine yabancı bir cisim atılarak değişebilecek maçın seyri hesap edilmeksizin yapılan tahminlere dayalı bir garanti. Harika.

 

Murat Menteş’in “Garanti Karantina” şiirinin ilk satırıdır: “Avarece girdim riske, konjonktüre çektim rest.”

 

 

Buna göre biz de ya rest çekeceğiz ya da kredi. Birinin ödeme planı belli, öbürününse hiçbir şeyi. Ama hayat salavatlar ve “Yarabbi şükürler” arasında bir sabit değer mi yoksa çok bilinmeyenli bir denklemin içindeki şaşırtmalı seçenek mi, karar vermek gerek. Bir kere dahi olsa bile isteye yanlış ata oynamak gerek belki de.

 

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.