Bıyıklı Kadın Tamam Da Ya Ruj?

Bıyıklı Kadın Tamam Da Ya Ruj?


Geçen gece Dida ile konuşurken şöyle bir cümle kuruyorum; ‘’Kampüse ilk geldiğimde bazı kızların pespembe boyalı dudaklarının üstündeki bıyıkları görünce, dehşete düşmüştüm.’’ Dida benim Malezya’dan çok çok sevdiğim bir arkadaşım ve bıyıksız. Hatta bacağında bile kıl tüy yok, tüy zannettikleri de kelebek kanadı zaten, şanslı Malay kadını. O da beni bıyıksız sanıyormuş, “İyi de seni hiç bıyıklı görmedim yok zannettim” diyor. Alıyorum da ondan şeker kız Candy arkadaşım Dida.

 

Ülkelerin farklı güzellik anlayışları var, kabul. Malezya’ya ilk göç ettiğim ay, Hindistan cevizli dondurmamın keyfini çıkarıyorken tam; beni Petronas’ın orta yerinde Malay kızlar durduruyor. Burnumu göstererek “Çok güzel!” diyorlar, çok güzel. Malay kızlara uzun uzun bakıyorum… Bu işte bir iş var, diye düşünüyorum... Sonra Dida’ya Türkan Şoray’ın iki farklı fotoğrafını gösterip sence hangisi kendi burnu diye sorduğumda ameliyatlı olanı seçiyor.

 

Telefonda bir süre bıyıklı ruj mevzusunun beni neden şaşırttığını konuşuyoruz. Dida için normal, benim için değil, ben zaten bacağımdaki tek bir tüye bile tahammül edemeyen biriyim. İyi de neden böyleyim?

 

Evet, Romalılar ve kadim dostlar… Asyalıların uzun burun sevdası var. Hatta o kadar ileri boyutta ki televizyon yapımcısı bir kadın çekim boyu yüzüme uzanıp çok tatlı, çok şirin diye seviyor haşmetli burnumu. Yeni tanıştığım birinin bana dokunmasının huzursuzluğunu sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Burnum ve bense oldukça şaşkınız… Yine bir grup Endonezyalı, Malezyalı ve Hindistanlı sınıf arkadaşımı, Türkiye’deki bazı kimselerin bronzlaşmak için solaryuma girdiklerini anlatarak dehşete düşürüyorum. Vücutlarında beğenmediği yerler olan dostlarım, dünyanın farklı ülkelerine seyahat edip popüler olabilirler, şaşırtıcı ama kesin bilgi. Nordik ülkeler için kara kaş kara göz oldukça cazip, bilginize.

 

Malaylar dünyayı umursamayadursunlar, tanıştığım Türk öğrenciler memleketten Kuala Lumpur’a habire metre metre ağda bezi taşıyorlar. Kampüste iple bıyık almayı bilen bir Türk kızı var, tahmin edersiniz ki hemencecik herkesin en yakın arkadaşı bu kız oluyor. Dahası, tek kaş gezdiği üç haftanın ardından okulun yakınlarındaki küçük alışveriş merkezinde Çinli bir kadının işlettiği güzellik salonunda kaşlarını aldırabildiği için sevinçten ağlayan Türk kadını gördü bu gözler…  

 

Telefonda bir süre bıyıklı ruj mevzusunun beni neden şaşırttığını konuşuyoruz. Dida için normal, benim için değil, ben zaten bacağımdaki tek bir tüye bile tahammül edemeyen biriyim. İyi de neden böyleyim? Üstelik sanki ikiyüzlüyüm de. Çünkü erkek bir arkadaşım, bacaklarını tıraş etmeyen Avrupalı bir kadını gösterip yüzünü buruşturduğunda kadın haklarının en ateşli savunucusu oluyorum. Herkes istediği gibi dolaşır saçma sapan davranma medeni ol az, diyorum. Öyleyse canım kendim, bebeğim, seni hem bıyıklı hem de makyajlı Malay kadınlar karşısında dehşete düşüren nedir?

 

Uzun uzun üzerine düşünüyorum o gece. Hepimizin bir şeyleri tercih etme ve diğer şeylere göz devirme hakkı var pek tabii. Pekiii, sınırlar nerede başlayıp nerede bitiyor? Ben ilkel kadın doğasına uygun şekilde geniş omuzlu ve keskin yüz hatlı adamları çekici olarak değerlendiriyorken kısa boylu bir erkek görünce yüzümü ekşitip arkadaşlarımı dürterek göstermiyorum mesela, buradan artı puan gelsin bana, yüzüm gülsün az. Öte yandan kadın bedeni söz konusu olduğunda karşı cinse laf ettirmezken, neden bıyıklı kadınlar karşısında dehşete düşüyorum? Hayır ben kimim? Onlara belli etmesem bile bu şaşkınlığım anlamsız değil mi? Görgüsüz gibi bir şeyim sanki. Hayır bu hakkı nereden çıkarıp buluyorum? Ya da bunun ideali ne? Bunun ideali var mı? Nasıl hissetmeliyim? Nasıl hissettiğimi kontrol etmeli miyim? Şaşırmaya ya da dehşete düşmeye hakkı yok mudur diğerlerine saygılı insanların da? Ama şık değil bu hislerim. Valla. Ne yapacağuk?

 

Kafamda deli sorular ertesi gün tekrar Dida’yı arıyorum. Ona uzun uzun ülkesindeki bazı kadınların tam olarak neden bıyıklarını almadıklarını soruyorum. TAM OLARAK NEDEN. Bıyıklarını almamalarını aklıma sığdırıyorum da ruj sürmelerine şaşırmaya devam ediyorum, bir on beş dakika belki daha çok. Bakımsız desen değil, süslü çünkü bu genç kadınlar. Farkındalar mı sence, diye soruyorum Dida’ya. Umursamıyorlar, diyor. Sen ne düşünüyorsun, diyorum. Umursamıyorum, diyor. Hiçbir şey düşünmüyormuş ve hiçbir şey hissetmiyormuş. Kafam bugün bile oldukça karışık ama uyumadan hemen önce nihai kararımı veriyorum. Pembe ruj sürüp bıyıklarını uzatan kadınlar vardır ve buna şaşırmak istemiyorum. Size diretecek değilim, ama ben de Dida gibi olmak istiyorum. Ben de bıyık gördüğümde fark etmemek istiyorum. Keşke bu konuşma hiç yapılmamış, keşke bu yazı hiç yazılmamış olsa, neyse.   

2 yorum

  • profil
  • profil

Yorum Yaz