Aa Kendime Benziyorum!

Aa Kendime Benziyorum!


“Aaa sen hiç kapalı’ya benzemiyorsun!” cümlesini tanıdınız mı? Hani insana kendini dükkân gibi hissettiren; acaba ışıkları açık mı unuttu çırak diye gereksiz yere insanı düşüncelere gark eden o malum soruyu. Bu sorunun değişik versiyonları ile basmakalıp düşüncenin cüretkar tezahürü sayesinde karşılaşırız çoğu zaman. “Sen hiç Karadenizliye benzemiyorsun” mesela; “Evet, hepimizin kafasında balıkçı beresi yok ve bir Temel karikatürü değiliz, üzgünüm” ya da “Sen hiç evli gibi durmuyorsun” önermesine “Yeterince evliliğimi belli edemediğim için beni affet” diye mukabele etmiyoruz çoğu kez. Ha edebilenlere de selam olsun.

Bu münasebetsiz sözlerin karşılığı genellikle hafif bir tebessüm ve hayret edici bakışlardır. Ve hayat geçer. Peki ya doğru şekliyle söyleyecek ve asıl konumuza dönecek olursak; başörtülü olmak sahiden de belli tek bir siluette görünmeyi gerektirir mi? Bu bir durumsa şayet o durumun aktrisleri kendi Hollywood filminde değil de bir belgeseldeki habitat üyesi rolünü mü oynamalı?

Kutsal Kitap'ta tasvir edilen örtünme şekline göre örtüler yakalara inecek ve ziynetler teşhir edilmeyecek. Bu kısa flu ve yoruma açık tasvir neticesinde yüzlerce yıldır konunun ileri gelenleri ve var olan teamüller Müslüman kadının namahreme karşı nasıl giyinmesi gerektiğini ortaya koydu. Bu durum, sanayinin gelişmesi toplumun ilerlemesi ile renklendi, yenilendi ve niyet sabit kalsa da kadının genel silueti haliyle şekil değiştirdi. Çağlar arası gerçekleşen bu görünüm mutasyonu genel bir kabulle normalleşse de zamanla aynı çağın inananları da birbirinden farklı gözükmeye başladı. İşte bu, seyreyle gümbürtüyü anının başladığı o kaotik zamandı.

“Muhafazakâr” tekstilin henüz bu denli gelişmediği yakın geçmişte, sunulan sınırlı seçenek ile yetinen her yaştan Müslüman kadın, neredeyse hep aynı şekilde giyiniyordu. Tailor-made lüksüne ya da becerisine sahip olanlar istisna fakat onların çıktıları da genellikle bilindik siluetlere sadık bir biçimdeydi zaten. Böylece Müslüman kadının nasıl olması gerektiği -yoksunluktan ortaya çıkan benzerlik göz ardı edilerek- tek bir görünüme bağlandı. Böyle iyi miydi? Tartışılır. Ama düzen bozuldu o açık.

Evet evet şalı başıma doladım ve inanabiliyor musun Arap değilim. Pantolon giyiyorum ve bil bakalım şimdi kim dinden çıkmadı.

Muhafazakârların bu benzerliğine karşı başını örtmeyen kadınlar için çizilecek robot resim sayısı her dönemde faili yakalamayı imkansıza sürükleyecek bolluktaydı. Bu normaldi üstelik. Çünkü yaş, tarz, tercih, sosyal statü ve daha birçok etkene bağlı olarak kadın ve görünümü değişiyordu. Bu farklı görünümlerde beynimizdeki kısa kestirme (shortcut) açlığı için soslu bir biftek gibi oldu, her konuda olduğu gibi burada da. Hemen atlayıp çiğnedik onu. Sonuçta yemek üstü ekmek kadayıfı gibi severiz halo efekti*. Ama söz konusu başörtülüler olduğunda, işler değişti. Onların yaptığı her değişiklik yeni bir yafta, her tercih yeni bir töhmet, her yenilik arsız bir günahtı. Aç kalırdı ama o eti almazdı içimiz artık. Çifte standart, herkesi at çiftesi yemişe döndürür her zaman. Burada da öyle. Kişisel düşüncelerini ilahi bir emir kat’iliğinde aktaranların o cüretkâr teşebbüsünden bahsediyorum. Hani aslında “Evet evet şalı başıma doladım ve inanabiliyor musun Arap değilim. Pantolon giyiyorum ve bil bakalım şimdi kim dinden çıkmadı.” diye çığlık atmak istenilen o yersiz girişimlerden. Tepki büyük. Zira yok sayılan, olmasın istenilen şey, kadınların kendine özgü şahsiyeti ve kişisel tercihleri. Basit bir tespit gibi dursa da “Sen hiç hafıza benzemiyorsun” cümlesini kuran kitap bilmezin içindeki o işgüzarlık hani. Bir başkasına duygu aktarımı olmaksızın anlatılamayan ve öfkenin tarifini herhangi bir ölçü birimi ile vermeye dimağın yetişmediği o sinsi durum işte. Biliyorsunuz.

Bu kibar yadırgamalar ve içten içe yeni bir ahir zaman alameti keşfediyorcasına oluşan gururlanmalar, hep bilindik ve kronik vakalar. Tedavisi ise belki de yalnızca fark edebilmekte. Yalnızca siyahla beyazın olmadığını, kırmızının canı isterse bugün rengini kendine sağlayabileceğini, pembenin hep bir çiçek değil, bazen de gökyüzünü boyuyor olacağını görebilmekte. #kendimebenziyorum

 

*Kapak Görseli: Larita Dixon

 

 

 

 

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR


Notice: Trying to get property of non-object in /home/daireiki/domains/daireiki.com/public_html/news-detay.php on line 642

Notice: Trying to get property of non-object in /home/daireiki/domains/daireiki.com/public_html/news-detay.php on line 642

Notice: Trying to get property of non-object in /home/daireiki/domains/daireiki.com/public_html/news-detay.php on line 643