Uzaklarda Ramazan ve Covid-19 Güncellemesi

Uzaklarda Ramazan ve Covid-19 Güncellemesi


 

 

Ramazan ve anıları anlatmak arasında bir bağlantı olmalı. Her yıl Ramazan geldiğinde, geçmiş yıllarda ne yaptık, nasıldı, bu zamanlar neredeydik konuşmaları sahurların temel gündem maddesi. Kız kardeşim dün enterasan bir şey soyledi; “Hatırlar mısın sahurda hep bir gülmek tutardı bizi?” Nedense o gece sohbeti, insanı bir rahatlatır, çok da komik olmayan esprilere güldürür ve hep geçmiş konuşulur.
 

Benim aklıma uzaklarda geçirdiğimiz bu ramazanların ilginç halleri geliyor. Önce Ramazan başlamadan hangi gün oruca başlayacağımıza karar veriyoruz. Türkiye’nin takvimi bir yıl öncesinden belli ama çoğu İslam ülkesi halen çıplak gözle ayı görünce Ramazan’ın başladığını ilan ediyor. Türkiye dışında bir Müslüman ülkedeyseniz yine bir derece sorun azalıyor en azından topluca bir grup Müslüman olarak hareket etme rahatlığı oluyor. İş yerinde okullarda sık sık Ramazan’ın olası başlangıç gününe göre planlar yapılıyor. Mesela akademik takvimde net bir bayram tatili görmediğimde, bu bana inanılmaz garip gelmişti. Sonra alıştım, bir şekilde normalleşti hatta bu geleneği sevdim.

 

Eğer müslümanların çoğunlukta olmadığı bir yabancı ülkedeyseniz o zaman işler biraz daha karışıyor.

 

Yerel bir cami ya da üniversitenin İslami grubu oluyor genelde ve onların takvimi namaz vakitleri için kullandığınız uygulamadan ya da Diyanet’ten farklı olabiliyor. Ramazan’ın başlangıcını yerel caminin ya da İslami topluluğun uyduğu ülkeye ya da uluslararası İslami organizasyona göre yapıyorlar ve son gün haber geliyor: yarın Ramazan! Telefonda anneye babaya bizde Ramazan daha belli değil diyorsunuz, karşı taraf şok. Bizleri her yıl ikileme sürüklüyor bu durum; beraber namaz kıldığım, bayram kutladığım insanlara mı uyayım kilometrelerce uzaktaki yakınlarıma mı ?

 

Bayram sabahları ayrı bir dert. Bir yıl Türkiye’de oruç 29 gün tutuldu ama bulunduğumuz yerde 30 tuttular, yani biz bayram yaparken herkes oruçtu. Türk camisi Diyanete uydu, bir grup orda bayram namazı kıldı diğer grup sonraki gün yerel camide. Türk olmayan müslümanlara neden Türkiye’ye uyduğumuzu anlatmak ya da neden farklı tarihler olduğunu söylemek zor belki ama buna kendi içimizde karar vermek çok daha zor.

 

İşin çetrefilli teknik kısımlarını geçince, elbette yurt dışında Ramazan geçirmek bambaşka dinlerden ya da kültürlerden insanlarla çok özel bir tecrübe. Camide 30 gün toplu iftarlar oluyor herkes toplu verilen yemeğe ek geleneksel Ramazan yemeklerinden getiriyor, farklı mutfaklar, seccadeler, örtüler, dualar, diller... Hele bayram sabahları okulların büyük spor salonları bize bayram yeri oluyor, kalabalık içinde binbir geleneksel giysili çocuklar, güzellikler...

 

Müslüman bir yabancı ülkede ise, başka bir kültürün teravih, iftar ve sahur geleneğini görmek bütünüyle etkileyici bir tecrübe. Mesela Katar’da Ramazan’da İftar ve sahur arası dışında gün boyu bütün restoranlar, kafeler kapalı, okul kantinleri de dahil. İnsan içinde yiyip içmek tamamen yasak. Bütün işletmeler, AVM’ler dahil akşam ezanı ile açılıyor ve gece geç saatlere kadar açık kalıyorlar. Katarlılar iftarda yemek yemiyorlar. Çok hafif çay, kahve ve hurma ile oruç açıp evlerine en yakın camide teravih kılıyorlar. Teravih geleneği çok kuvvetli. Sonrasında aileler meclislerinde toplanıyorlar, Ghabqa adını verdikleri asıl yemek merasimi başlıyor, şehir hareketleniyor.

 

Her hali ayrı tecrübeler ve güzellikler getiren Ramazan bu yıl bizleri belki de yaşayacağımız en enteresan halde yakaladı: COVID-19’a karşı Ramazan.

 

Bu ayla ilgili aklınıza gelen ilk üç anahtar kelimeyi söyleyin desem, bir şekilde bana kolektif faaliyetler söyleyeceğinize eminim; iftarlar, sahurlar, teravih, yardım faaliyetleri, mukabeleler. Hem geleneksel hem dini yönleriyle bütün bir ay, bireyin kendi orucu ile toplumun yaralarına bir yerinden merhem olma çabası belki de Ramazan. 2020 tecrübesi ise, toplumun genelinin iyiliği için, daha bireysel bir ay geçirmeyi gerektiriyor. Bu durum, ilk günlerde çok hazin karşılandı çünkü sanki orucun yorucu yanları yahut yer yer yaşattığı zorluklar o birliktelik halleriyle azalıyor. Çoğu insan ibadetleri topluca yapamayacak olmaktan endişe duyuyor. Bu ramazan aynı zamanda sosyal bir oruç bizim için ve tıpkı aç susuz kalınca iftar saatini iple çektiğimiz gibi o kalabalık sofraları belki de hazırlanma zorluklarını, yorucu mönüleri bile özledik. Ben bu sosyal orucun bizleri bu ayın toplumsal ve bireysel işlevini daha iyi anlamaya yönlendirdiğini düşünüyorum. Kendi adıma kesinlikle yoğun gecen inanılmaz sosyal Ramazan takvimlerine göre daha düşünsel bir süreç yaşıyorum çünkü evdeyken ve kolektif duadan ibadetten uzaktayken kendimce o çabayı devam ettirmeye çalışıyorum.

 

Sosyal medyada normal şartlarda ulaşamayacağımız birçok sohbete, derse salgın sayesinde canlı yayınlarla dahil oluyoruz. Londra’da düzenlenen efsane Açık İftar organizasyonu bile bu yıl İngiltere’nin dört bir yanına iftar kitleri gönderdi ki evlerde bir Ramazan havası oluşsun. Evine misafir alamayan insanlar, yerel ve uluslararası organizasyonlara bağışlar yaptılar. Bu Ramazan, yanı başımızdakine uzanamıyorken, Bangladeş’te, Yemen’de bir sofraya dahil olmak daha akılcı ve kolay oldu. Size de sanki ilahi bir el bizleri, bize uzak ve öteki olana yakınlaştırıyor gibi geldi mi?

 

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.