Spor Salonuna Gitmek Zorunda Mıyız?

Spor Salonuna Gitmek Zorunda Mıyız?


Eğer olabildiğince, elinizden geldiğinizce, genleriniz izin verdiğince sağlıklı olmak istiyorsanız yürüme bandına, koca koca makinelere ya da ağırlık kaldırmaya ihtiyacınız yok. Spor salonuna gitme zorunluluğu aslında Allah’ın hareket etsin diye yarattığı bedenimizi kapalı duvarlar arasına hapsettiğimiz için icat ettiğimiz bir tür özür dileme kurumu. Yoksa daha sağlıklı yaşamak için gerçekten gerekli mi? Kapalı ve genişçe -tercihen duvarları beton görünümlü ya da siyaha boyanmış- gürültülü bir salonda yürümeden de sağlıklı olmak mümkün mü?

Dünyanın Mavi Bölgeler adı verilen ve en uzun yaşam süresiyle dikkat çeken kısımlarında -ki Japonya bunların başında geliyor- protein tozu  pek içilmiyor, spor salonu her köşe başında yok ve telefon aplikasyonunda adım sayılmıyor. Ya da yaşını tahmin edemediğiniz ama Kore savaşını dünmüş gibi anlatan yaşlı amcaları düşünün, ömürlerinde bir kere olsun ağırlık kaldırdıklarını sanmıyorum. Ama  bu insanların yaşama düzeni ve çevresi yapay bir şekilde hareket etmelerini gerektirmiyor, kaç kalori yaktığını hesap eden bir çiftçi gördünüz mü mesela? Bu ne demek? Şu demek aslında, bahçe ekip biçiyorlar, evde ve tarlada makineler yerine kendi güçlerini kullanıyorlar (ki bunun endüstriyel tarım ve gıda refahı üzerine başka etkileri var ama konumuz bu değil). Mavi Bölge olarak adlandırılan ülkelerde yaşayan insanları araştıran bir grup bilim adamı yaşam süresini ve bu süredeki sağlık durumunu incelendiklerinde önemli bir bulguya rastlamışlar. Araştırmanın linki şurada: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/2889033. Araştırmaya başkanlık eden Takata’nın bulgularına göre temel beslenme alışkanlıklarının doğal olması ve hareketli yaşam tarzı insanların uzun ömürlü olmalarının temel sebebi. Bu tabii ki çok bilindik bir şey. Ama araştırmada çıkan sayısal veriler düşündürücü, gün içindeki hareketin güne yayılmış olması ve tüketilen gıda ile oranı sayısal olarak araştırılmış. Bütün Mavi Bölge için bulunan ortak özellik ise doğaya uygun bir rutin benimseyerek ona göre yaşamak. Bunun bizim dilimizdeki/kültürümüzdeki anlamı şu: sabah namazında kalkmak, yatsıdan sonra uyumak.

Tabii ki bu bizim ekonomik şartlarımızda veya şehir kültürümüzde pek mümkün görünmüyor, genellikle bir masa arkasında bilgisayar ekranına ya da televizyona bakarak yaşıyoruz ve doğayla ilişkimiz yapay ışıklandırma ve havalandırmalar sayesinde kısıtlanmış durumda. Doğaya dönüş bu bakımdan romantik bir fikir gibi duruyor, peki ne yapacağız? Döndük mü 6 aylığı 3 aylık parasına spor salonu üyeliklerine?

Sporu, hareketi ve doğal yaşamı günün bir kısmında yapılması gereken bir görev gibi görmek yerine hayatımızın akışına dahil etmenin bir yolu var mı?

İlk akla gelen; yürümek. Arabayı bırakmak, otobüsten bir durak önce inmek, ormanı-yeşili gördüğümüz an içine dalmak… Belki başlarda zor geliyor ama trafikli bir sabah otobüsten bir durak önce inip işe yürümek günün daha dinç ve verimli geçmesini sağlıyor. Şehirlerde hava ne kadar kirli olursa olsun, yine de açık havanın sağlığımız üzerinde olumlu etkileri var. Markete, pazara, yakındaki kütüphaneye yürümek ya da şehir içinde yürüyüş rotaları benimsemek bir çözüm olabilir. Küçük şehirlerde yaşayanlar için bisiklet de hem hareket etmek hem de trafikten kurtulmak için iyi bir çözüm.

Amerikan Kanser Araştırmaları Vakfı geçtiğimiz ay bir araştırma yayınladı ve haftada altı saat yürümenin kardiyovasküler hastalıkları büyük oranda önlediğini, solunum yolu rahatsızlıklarını da minimuma indirdiğini belirtti. Araştırmada dikkat çeken bir başka şey de haftada iki saat yürümenin bile istatistiksel olarak hastalık riskini ciddi oranda azalttığı.

Yürümek aynı zamanda zihinsel olarak da iyi bir ilaç. Yaşlılık dönemi hafıza araştırmalarında dünya çapında ün kazanmış olan Anders Hansen günlük yürüyüşlerin bunama riskini %40 oranında azalttığını söylüyor.

Peki ya yürümeyi sevmiyorsanız ne yapacaksınız? Ya da mesafeler yürünmeyecek kadar uzaksa, uygun bir yürüme rotası yoksa, mesela eviniz bir uydu kentte ya da TEM kenarındaysa? Bunun da çözümü var, her saat beş dakika yürümek. Sigara molası gibi düşünebilirsiniz bunu. Binadan çıkabiliyorsanız çıkın, çıkamıyorsanız masanızdan kalkın. Yürüyün. Ne kadar basit bir öneri değil mi?

Meselenin özü şu ki bedenimiz hareket etmesi için yaratılmış. Savanada vahşi hayvanlardan kaçabilmesi için, avlanabilmek için, bir tarlayı tek başına ekip biçebilmesi için… Hayatınıza hareketi dahil ettikçe, yani bedeninize asıl ihtiyacı olanı verdikçe kendinizi daha iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.