Çamaşır Odası; Güç, Yozlaşma ve A Klas Ünlüler

Çamaşır Odası; Güç, Yozlaşma ve A Klas Ünlüler


 

Steven Soderbergh’in emekli olduğunu hatırlıyor musunuz? Tıpkı milli rock starımız Teoman gibi kendisi artık yönetmenliğe veda ettiğini, asla ve kat’a kamera arkasına geçmeyeceğini duyurmuştu. Sundance Devriminin başlamasının neredeyse arkasındaki yönetmen Schizopolis gibi bir filmle sinemanın başyapıtlarından birisiyle kendi kariyerini sıfırdan inşa etmişti hatırlarsanız. Kendisinin George Clooney’nin kariyerindeki yeri de büyüktür (eskiler bilir, "Out Of The Sight" gösterime girdiğinde sinema salonları genç kız popülasyonu nedeniyle kız lisesini andırıyordu), ünlü Bubbles filminde başrolü kapan Julia Roberts için de muhtemelen… Traffic, Erin Brockovich (Türkçe’ye talihsiz bir biçimde "Tatlı Bela" olarak çevirilen film hani), Oceans’s 12 ve 13 gibi filmlerle Türk izleyicisinin yakından tanıdığı, sevdiği, saydığı bir yönetmen.

 

Neyse ki yönetmenimiz kendisine verdiği emekliliği kişisel bir KHK ile geri çekti ve sinemadan kopamayacağını açıkladı. Sonuç olarak ünlü yağmurlu Kanal D yılbaşı özel programını andıran bir Netflix filmimiz oldu. Filmin sosyal ve toplumsal bilinci hedefleyen sorumlu bir tarafı var da, ünlülerle dolu bir Amerikan Pastası muamelesi yapamıyoruz. Hatta bir bakıma anti-kapitalist bir başyapıt bile denebilir (yönetmenin parayı kutsayan işlerini düşününce kişisel bir anti-kapitalistlik). Bizde insanların yaşlanınca hacca gidip imana gelmesi gibi Amerikan yönetmenlerine de yaşlandıkça kapitalizme tövbe edip güç ve para ilişkilerini eleştirme aşkı geliyor veya ancak o yaşta bunu yapacak cesareti buluyorlar, bilemiyoruz. Sonuç olarak, 2016 yılında patlak evren Panama Belgeleri skandalına yakından ve içeriden bakmak istemiş yönetmenimiz. Jake Bernstein’ın Secrecy World adlı romanından uyarlanan filmde finansal ilişkileri ve güçlü network’ü olan bir grup insanın sistemin çürümüşlüğüne olan katkıları anlatılıyor. Hırs, filmde çürümenin altında yatan sebep. Filmin kendisinin de hırslı, bazen de öfkeli bir anlatımı var. Çünkü filmin geneline sinen duygu şu; para sahibi insanlar istedikleri her yolsuzluğu yapma gücüne sahipler ve bizim bu konuda yapabileceğimiz çok az şey var.

 

 

Filmin türü komedi. Ramon Fonseca (Antonio Banderas) ve Jürgen Mossack (Alman aksanıyla gönüllere giren Gary Oldman), sızdırılan belgelerde Culprit No.1 olarak adlandırılan Panama şirketinin avukatları. Bu muhteşem takım elbiseli abiler mağaralarda yaşadığımız zamanlardan başlayarak günümüze kadar seyirciyi paranın yolsuzluk serüveni konusunda bilgilendiriyorlar. “Para dilinde kredi gelecek zaman çekimidir” gibi sloganlar filmin içinde biraz sırıtsa da gözümüzün içine bakarak konuşan avukatların yarattığı komedi bunu dengeliyor. Gece kulübünün gürültülü ve kötü ışıklı havası filmin senaristi Scott Z. Burns’ün politik ilişkilere dair başarılı bir yansıtması olarak görülebilir. Vergi yasasındaki boşluklardan yararlanmak için sahte bir LLC şirketi (sınırlı sorumluluğu olan sosyal sorumluluk şirketi) kurmak gibi yapaylıklar filmde kurulan Panama’nın yapaylığıyla örtüşür. Hiçbir şey gerçek değil gibidir ama para fazlasıyla gerçektir, en azından küçük insanlar için.

 

 

Filmde izleyicinin vekili Ellen Martin. Korkunç bir turist botu kazasının ardından kendisine ödenmesi gereken paranın peşinde yaşlı bir kadındır Ellen ve hayatını devam edebilmesinin tek yolu budur. Tur şirketi sahipleri ise politik hamleler ve kağıtlarda yaptıkları dolandırıcılık sayesinde sigortaları ödememenin bir yolunu bulmuşlardır. Film boyunca önce parasının sonra dolandırıcılığın peşine düşen Meryl Streep’in oyunculuğu gerçekten zirve yapmış. Demir iradesi ve istemeden giriştiği işe duyduğu nedamet o kadar hissediliyor ki Merly Streep filmde tam bir başrol. Haklı öfkesi, hadi verin paramı da gideyim kardeşim tavrı, teatral halleri ve gözlerinin doğrudan bakışı ile filmdeki en gerçek şey Ellen Martin.

 

Eğer film size bir parça gelişigüzel gelirse muhtemelen haklısınızdır. Baştan sona mükemmel denecek özende olmadığını hissettiriyor yönetmen. Filmin sonu, yine Panama Papers skandalı ile ilgili komplo teorisi mi yoksa acı sonuçlar doğuran sert bir gerçeklik mi bilemiyoruz ama belki de yaratılan sahte ortamla amaçlanan da budur. Yine de filmde bazı çıkmaz sokaklar var ama güçlü ve tecrübeli (gerçekten yaşla gelen tecrübe ama) oyuncu kadrosuyla bu sokaklar rahatsız etmiyor. Gizemli lümpen karakterler internet ortamlarını çokça besleyecek görüntüler sunuyor, sırf bu yüzden bile hiç gitmediğiniz ama sahnelerine aşina olduğunuz filmlerden birisi olabilir The Laundromat. Sonuçta herkesin elleri kirli, filmin en güçlü mesajı da bu. Film Ekimi kapsamında Atlas, Rexx ve City’s salonlarından üç seans ayrılmış filme, meraklısına duyurulur.

 

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.